15/5/2008 - laf atmada son nokta

CENAZE ARABASI ŞÖFÖRÜ BİR KIZA SESLENMİŞ

-''ŞİİİİİİİŞT KIZ GELSENE ARABAYLA   GEZELİM.

 KIZDA:

-'HADİ ORDAN BE !!!! ' DEYİNCE ADAM :

-'SEN NE DİYON BE MİLLET BU ARABAYA BİNMEK İÇİN

 

ÖLÜYO ÖLÜYOOOOOO :))


0 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

13/5/2008 - Çan ve tatil

memleketim  Çan'a geldimm

 

 

Çan STP’den “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor” Programı

Kategori: Güncel - Aktüel | Yazar: Şaban Karakaya

Çan STP’den “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor” ProgramıÇan STP’den “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor” ProgramıÇan’daki sivil toplum örgütlerinin başkan ve temsilcileri tarafından kurulan Çan Sivil Toplum Platformu (STP) tarafından “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor2” adlı program düzenlendi.
Geçen yıl ilki Çan Fikir Kulübü tarafından gerçekleştirilen “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor” adlı programın “Bir vesile ile Çan ilçesi dışına çıkmış hemşerileriyle beraber olmak arzusuyla düzenlendiğini” kaydeden tertip komitesi yetkilileri, “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor programı Çan potansiyelini harekete geçirmek gayesiyle hazırlanmış bir program. Üç günlük bir etkinlikle gerçekleştirilecek programda Çan’a emeği geçmiş öğretmen, doktor, amir, memur herkesi bir araya toplamak istiyoruz” dediler.Çan STP’den “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor” ProgramıYetkililer, “Bu Şehrin Çocukları Buluşuyor2” etkinliğinin 16 Mayıs Cuma günü Çan Belediyesi Sergi Salonu’nda Araştırmacı, Gazeteci-Yazar Cahit Önder’in büyük bir öngörü ve emekle ortaya çıkardığı 120 saatlik Gazi Görüntüsü Arşivi ve Çanakkale Fotoğrafları Sergisi ile başlayacağını belirterek, “17 Mayıs Cumartesi günü Çan Sevim Bodur Sağlık Meslek Lisesi Konferans Salonu’nda Doç. Dr. Mustafa Demir tarafından ‘Çanakkale ve Değerlerimiz’ adlı konferans verilecek. Yine aynı gün akşamı İsmet İnönü Amfi Tiyatroda Pop Müziğinin Çanlı Yakışıklısı Deniz Çetin ile Türk Sanat Müziğinin büyük üstadı Zekai Tunca tarafından konser verilecek. Program, 18 Mayıs Pazar günü verilecek sazlı, sözlü, eğlenceli yemekle sona erecek” şeklinde konuştular.

1 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

8/5/2008 - faydalı bir bilgi

Herkesin başına gelebilir, faydalı bir bilgi;


Nüfus cüzdanını kaybeden veya çaldıran kişilerin emniyetten aldığı tutanak ve bir de dilekçe eşliğinde bir vergi dairesine başvurması durumunda kayıp olan nüfusunun bilgisi sicil kayıtlarına alınıyor. Ve nüfusu eline geçiren bir diğer kişi herhangi bir vergi dairesine gidip şirket açılışı yapmak istese sistem uyarı veriyor. İnsanların ve hatta vergi dairesi çalışanlarının bile pek bilmediği bu konunun ayrıntılarını gelir iadaresi başkanlığı resmi sitesinde iç genelgeler bölümünde "VERGİ KİMLİK NUMARASI İÇ GENELGESİ SERİ NO:2007/1 de bulabilirsiniz.

 

 

www.gib.gov.tr

 

2 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

8/5/2008 - acele karar vermeyin

ACELE KARAR VERMEYİN....
Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü........


Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama
Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı
varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin
tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

'Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan
dostunu satar mı' dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,
at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: 'Seni ihtiyar bunak,
bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala
satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler...

İhtiyar: 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş.
'Sadece at kayıp' deyin, 'Çünkü gerçek bu.
Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.
Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı?
Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.
Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.'

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.
Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.
'Babalık' demişler, 'Sen haklı çıktın. Atının
kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu
oldu senin için, şimdi bir at sürün var..'

'Karar vermek için gene acele ediyorsunuz'
demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.
Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini
henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz
kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?'

Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler
ama içlerinden 'Bu herif sahiden gerzek' diye geçirmişler...
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan
ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış.
Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman
yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.
'Bir kez daha haklı çıktın' demişler.

'Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre
kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın'
demişler. İhtiyar 'Siz erken karar verme
hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş.

'O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.
Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba
ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde
gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.'

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu
ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan
bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,
ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri
askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya
öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... 'Gene haklı
olduğun kanıtlandı' demişler. 'Oğlunun bacağı kırık
ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,
belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının
kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...'

'Siz erken karar vermeye devam edin' demiş,
ihtiyar. 'Oysa ne olacağını kimseler bilemez.
Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda,
sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih,
hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.'




Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

'Acele karar vermeyin.
Hayatın küçük bir dilimine bakıp
tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi,
dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl,
insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak
tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez.
Bir yol biterken yenisi başlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve
daha yüksek bir hedefin hemen
oracıkta olduğunu görürsünüz.'

 
0 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

24/4/2008 - 60 yıl yaşamak

60 yıl yaşamak intihardır

Dünyadaki önyargılardan en öldürücü olanı hiç şüphesiz ‘İnsan ömrü ortalama 60 yıldır!’ ifadesidir. Bu iddiayla doğan her bebek adeta 60 yıl sonraya ölmek üzere programlanmaktadır. Mesela 10 yaşındaki bir çocuk, kalbinin ağrıdığını söylediğinde annesinin tepkisi ‘Üşütmüşsündür yavrum!’ şeklinde olurken, 50 yaşındaki bir adam kalbinin ağrıdığını söylediğinde aynı kadın anında ambulansa haber verecektir. Yani ‘10 yaşındaysa kolay kolay ölmez!’ fakat ‘50 yaşındaysa muhtemelen ölmek üzeredir!’ işte öldürücü yaklaşım budur. Buna inanmamak ya da böyle düşünmemek için herhangi bir sebep de yoktur. ‘İnsanlar doğarlar, büyürler ve 60 yaş civarında ölürler!’ işte büyük önerme budur. İlginç gelecek; ama insan ömrü ortalama 60 yıl falan değildir. İnsanlar bilerek ve isteyerek 60 yaşında ölürler. Uzun süre yaşayanları incelersek bu dediğimde ne kadar haklı olduğum çıkar ortaya. Çok uzun süre yaşayanlar her ne hikmetse genelde köylerde bulunurlar. Onların uzun yaşamalarının oksijenle ya da yedikleri doğal ürünlerle çok fazla bir bağlantısı yoktur. Onlar bu konularla ilgilenmedikleri ve konuyu bilmedikleri için uzun yaşarlar.

Haçça Bacı

Ben çocuktum Haçça Bacı yine Haçça Bacıydı. Ben şimdi kırk yaşına geldim Haçça Bacı yine Haçça Bacı. Kadında en ufak bir yaşlanma belirtisi ya da ölüm işareti yoktu! Birkaç yıl önce köye gittim ve Haçça Bacıya sordum:

- Haçça bacı sen kaç yaşındasın?

Güldü:

- Ne bileyim oğul, doğdum doğalı yaşıyorum!

dedi kendine has şivesiyle.

- Onu biliyorum da doğum yılın kaç?

diye sordum. Kadın kendi takviminden ay gün ve yıl olarak tam tarih verdi bana.

- Şemezer Bibinin kocaya kaçtığı gün ben doğmuşum evlat.

Şemezer Bibi kim, kocası hangisi, ne zaman kaçtıJ. Neyse ‘Şemezer Bibiyi tanıyan birini bulabilir miyim?’ diye küçük bir araştırma yaptım. Kimse tanımıyor. Sağlam bir çalışmayla Haçça Bacının miladı sayılabilecek bu kadını hayal meyal hatırlayan birkaç kişiye ulaştım. Onların söylediğine göre Şemezer Bibi, boz öküzün çatladığı gün ölmüş. Aynı zamanda boz öküzün çatladığı günle, Yalancı Şevket Emminin doğduğu gün aynıymış. Bu bilgiden hareketle Şevket Emmiyi buldum. Tahminime göre 60 yaşında var Şevket Emmi. Tabii bu sadece bir tahmin. Eğer Şemezer Bibi 100 yaşında ölmüşse, (Şemezer Bibinin uzun yaşadığını rivayet edenler olduğu için 100 yıl diye düşündüm) 160 yıl önce doğmuş, 140 yıl önce de kocaya kaçmıştır. Bu durumda Haçça Bacının yaşı da 140 civarında olmalı. Şevket Emmiye bu hesabımı anlattım ve sıkı sıkı tembih ettim ‘Haçça Bacıya söyleme!’ diye. Sonra İstanbul’a geri döndüm. Aradan birkaç yıl geçti. Bir gün duyduk ki Haçça Bacı ölmüş. O yaz Şevket Emmi İstanbul’a geldi. Saf bir adamdı. Birden aklıma geldi.

- Ben sana söyleme demedim mi? Bak kadın öldü!

dedim.

- Ya o zorladı. ‘Siz ne fısıldaşıyordunuz o gün?’ dedi. Ben de söylemek zorunda kaldım; ama ‘maşallah’ da dedim, Allah şahit.

dedi, kendini suçlu hissederek.

- Üzülme Şevket Emmi takdiri ilahi. Zaten 140 yaşındaydı kadın, 200 yıl yaşayacak hali yok yaJ!

Adam ne bilsin

1933 yılında ölen bir Çinlinin 1680 yılında doğduğu yani öldüğünde 253 yaşında olduğu tespit edildi. Söylenilene göre adam hayatını hep dağlarda geçirmiş. Uzmanlar olayı oksijene bağladılar, oysa benim yorumuma göre adam kaç yaşında ölünmesi gerektiğini bilemediği için becerip ölememiş.

Köyler böyle işte. Kimsenin takvimlerle ilgisi yoktur!

- Kıtlık zamanı
- Rus harbi.
- Erzincan Depremi.
- Ramazan Emminin vurulduğu sene.
- Salim Dayının öldüğü yıl.
- Niyazi Emminin yapılarının yandığı sene.

İş Güç Zamanı Kim Ölür

‘İş güç zamanı kim ölür.’ bu ifadeyi bütün köylüler bilir ve yine her ne hikmetse köylerde yazın ölen neredeyse yok denecek kadar azdır.

Ortalama 60 yıl yaşayacağına inanmak ve ona göre hazırlık yapmak gülünçtür. Senin 100 – 150 ya da 200 yıl yaşamayacağını kim bilebilir? O zaman hor kullanma vücudunu, bakarsın lazım olurJ. Öte yandan ölen kişi öldüğünü asla bilmez. Ölüm döşeğindeki bir insan eşle dostla vedalaşırken bile yaşama umudu içerisindedir velev ki 200 yaşında olsun. Kimse bir nefesi vermemek üzere almaz. ‘Bu son nefesim!’ diyerek çekilir mi hiç nefes?

Azrail Çağıran Adam Var Ben Gördüm

Vasiyetini yazanlar kısa bir zaman sonra ölür mesela. ‘Adamın içine mi doğdu acaba? 3 gün önce vasiyetini yazdı, bugün öldü… Allah Allah!’ dediklerini sen de duymuşsundur mutlaka. Oysa bu çok doğal. Bir insan vasiyetini hangi ruh haliyle yazar? ‘Ben ölünce!’ diye bir başlık atar beyin vasiyetin ruhuna. Bundan daha feci bir şey var mı? ‘Ben ölünce…’ diye başlayan cümlelerle örülü bir metin, Azrail’i gıdıklamak gibi bir şeydirJ.

İnsan Düşünür: Ama Allah inanışına göre insanlara verilen ömür bellidir ve zamanı gelen ekstradan tek bir nefes dahi alamaz.

Dünyanın En Akıllı İnsanı Cevap Verir: Doğru söylüyorsun, kimin ne kadar ömrü olduğunu bilecek bir insan yoktur; ancak sen bu soruyla sanki bir parça bildiğini iddia eder gibisinJ. Ben ne kadar biliyorsam ya da bilmiyorsam sen de o kadar bilirsin ya da bilmezsin. Ve nasıl ki ben bir sınır koymuyorsam sen de koymamalısın.

Sonuç

O halde bir insanın “Ortalama 60 yıl yaşayacağına inanarak yaşaması ve sonunda bunu gerçekleştirmesi bir nevi intihardır.” diyebilirim; çünkü bu şekilde inananlar 60’lı yıllarında yolun sonuna geldiklerine inandıkları için yeni yatırımlara girişmezler. Emeklilik mantığına bürünür, ölümü beklerler. Oysa ben 60 yaşında ölümü bekleyerek 100 yıl yaşayan çok insan gördüm. Ve bu bahse konu kişilerin, spordan da vazgeçerek, “Bu saatten sonra spor benim neyime?” deyip bedenlerini öksüz bıraktıklarına da şahit oldum. 40 yıl bu, dile kolay. Ölüm bekleyerek yaşanan yazık kırk yıl.

Sonuçta küçük bir bakış açısı değişikliğiyle hayatını daha zevkli hale getirebilir insan. Ya yaşamaya odaklanacaksın ya da ölüme. İkisi de doğrudur. Hadi şimdi seç birini.

Bu arada ben yaşamayı seçiyorum ve ölümümle asla ilgilenmiyorum. Ve ben biliyorum, sen de bil ki; bir insanın ölümü en son kendisini ilgilendirir. Yani benim ölmem asla benim problemim değildirJ. Bunu annem, babam ve sevdiklerim düşünsün; çünkü bu onların sorunudur benim değil. Öyle ya; eğer ben ölmüşsem emin ellerdeyim demektir, bunun neyini dert edeyim Allah aşkına


2 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

24/4/2008 - yaşlılık

Yaslilik halleri...

Uzun zamandir birbirini gormeyen Dursun ile Temel kahvede karsilasiyler.


Dursun anlatmaya baslamis :
- Ula Temel, ha artuk yaslanduk, ayaklarum, kollarum, basum, annayacagun her bi yerim agriyi.
Bu yaşliluk ne kotu biseymis da. Sen nasi edeyisun bakayim.


Temel cevap vermi?.
- Eyiyum eyiyum. Ayni anamdan dogdigum gibiyum.
Basumda sacum yok, agzumda disum yok, altuma edeyrum haberum yok...

0 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

14/4/2008 - ismini didikle

İlginç ve de güzel hazırlanmış bir site isminiz ile ilgili bilmediklerinizi öğrenmek için tıklayınız.
 

 

1 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

11/4/2008 - biz türkler

TÜRKLERİ ANLAMA SANATI ADLI K İTAPTAN........

 Madde 7: Hesap ödeyen erkek, hesabı ödemek için gereken işlemi masanın altında yapar.Türk erkeği ödediği hesabı masadakilerin  görmesini istemez. Eğer görürlerse ayıp olacağını düşünür ve karşıdakilerin 'Ulan amma da görgüsüz herif, hem ısmarl ıyor hem de hesabı gözümüze sokuyor' demesinden çekinir. Böyle  bir davranışa bir de Eskimo erkeklerinde rastlanılabilir.

Madde 11: Türkiye'de ilk, orta, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora fark etmez, s ınav kağıtları dağıtılırken, bir öğrenci  mutlaka 'Hocam istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?' sorusunu sorar. Aynı öğrenci, öğretmen haftaya sınav yapacağını bildirdiğinde kaçıncı sayfaya kadar sorumluyuz hocam' sorusunu soran ama yine de sınava çalışmayan öğrencidir.

Madde 25: Tüm ısrarlara rağmen misafir 'Yemeyeceğim yeter!' diyorsa, Ev sahibi  son kozunu değerlendirir ve ilahi gücü cümle içinde  kullanıp Bak Allah'ın adını verdim' diyerek misafiri köşeye sıkıştırır. Misafir bunun üzerine midesi dolu olsa da, ilahi kudret korkusundan mıdır ka çış yolu kalmamasından mıdır, ne var ne yoksa bir çırpıda yer.

Madde 34: Üzerinden araç geçsin ve temizlensin  diye işyeri paspasları cadde ortasına fırlatılır. Sinek avlayan esnaf Türkiye'de temizlik hastası kesilir.Alır eline hortumu baştan aşağı dükkanının bulunduğu caddeyi, kaldırımları bir güzel sular. O da yetmez, yandaki caddeleri ve sokakları  da sulamayı iş edinir. O arada paspaslar da temizlikten payını alır.

 Madde 42: Misafirlikte kolonya ikram edilirken  büyüklerin ellerine çocukların kafasına dökülür.

Madde 46: Durakta değil de, her el kaldıran yolcu gördüğünde duran otobüse halk otobüsü denir. Halk otobüsü halkı kırmaz, durur. Halk otobüsünün belediye otobüsünden tek farkı budur.

 Madde 49: Şehirlerarası otobüs yolculuklarında kan bağı yoksa (karı,koca, yeğen, yenge gibi) bayan yanına erkeğin oturması  firma tarafından kabul edilmez. Türkiye'de en önemli namus bekçileri otobüs muavinleridir. Muavinlere göre birbirlerini hiç tanımayan iki karşı cinsin, mesafe olmaksızın seyahat etmesi, ateşle barutun birbirine bitişik iki koltuktan bilet alması gibi bir şeydir. Buna asla izin vermezler. Ancak gidilecek yol boyunca erkeğin yanına oturtmadıkları genç kızı kesmeyi de ihmal etmezler.

Madde 63: Gelinin belinde yer alan kırmızı kuşak  bekareti simgeler. Damadın elbisesi üzerinde renkli bir çaput parçası, herhangi bir işaret bulunmadığından  cinsel geçmişi hakkında fikir yürütmek mümkün değildir. Aslında bu geçmişle pek ilgilenen de yoktur.

 Madde 64: Kafa bir yere çarptığında şişmesin diye çiğnenmiş ekmekle ovalanır. Türklerin 'Kendi kendine tedavi' yöntemleri sadece bunlarla bitmez.Ağrıyan yere sıcak tuğla konur. Isıtılmış çay bardakları  ile sırt çekilir. Arpacık çıkmış göze sarımsak sürülür.Kesilen ve kanayan yere tütün basılır. Paslı çivi batan yer sopayla dövülür. Burkulan yere biftek bağlanır. Yanan yere diş macunu  sürülür.

 Madde 66: Bütün ilaçlar buzdolabında saklanır.Buzdolabının kola, su, gazoz koyulan bölgesi ilaçlara yetmeyince, ilaçlar yumurtaların bulunduğu alanda,  kurumuş yarım limonlara komşuluk yapar..

1 YorumYorum yazarmısın?Bağlantı

11/4/2008 - mercedes

Bir şehir efsanesi olabilir, ancak, bana oldukça ilginç ve ciddiye alınması gereken bir bilgi gibi geldi.
Acaba rahmetli Bülent Ecevit'in illa yerli otomobil ısrarının ardında,bildiği bir şeylerden kaynaklanan çekince de rol oynamış mıydı ?
 


MERCEDES<